19 Eylül 2026
•
MKD Manisa İl Temsilciliği
Gerek basına yansıyan haberlerden gerekse sosyal medyadaki paylaşımlardan anlaşılacağı üzere 2026 yılı, Manisalı üzüm üreticileri açısından bir felakete dönüştü.
Üzüm bağlarını söken, tarlalarını satan veya borçlarını ödemede acze düşen çiftçileri görüyoruz.
Bir yandan da iktidar kanadından ve muhalefetten siyasetçiler yaşanan felakete yönelik çeşitli açıklamalar yapıyor; konuya ilişkin görüşlerini paylaşıyorlar.
Bu bilgi sağanağı altında konunun derli toplu şekilde anlaşılması büyük önem arz etmektedir. Zira hem bu felaketin sebepleri ortaya konmalı hem de ileriki yıllarda benzer yıkımların önüne geçilmesi gerekmektedir.
Bu sebeple aşağıdaki hususları kamuoyunun bilgilerine arz ediyoruz.
“Üzüm üretimi, Manisa’nın şah damarıdır.” desek yeridir. Zira Gediz ovası, üzüm üretimi ile Manisa’ya ve ilçelerine can vermektedir. Üzümden çiftçi, tarlada çalışan emekçi ve buradan elde edilen gelirle yerli esnaflar para kazanmaktadır. Antalya için turizm ne kadar değerliyse Manisa için de üzüm aynı seviyede değer arz etmektedir.
Üzüm hasadı senede bir kere olur; bir yıl boyunca bu hasattan elde edilen para ile Manisa’da hayat devam eder. Yaş üzümcülük ve kuru üzümcülük olarak iki temel yöntem ile bu iş yapılır.
Çiftçi üzümünü hasat ettikten sonra yaş olarak veya kuruttuktan sonra kuru üzüm olarak “tüccar” denen şirketlere veya TARİŞ/Toprak Mahsulleri Ofisi (“TMO”) gibi kurumlara satar.
Piyasada üzümün çok büyük oranda alıcısı tüccarlardır. TARİŞ ve TMO gibi kurumlar istisnai hallerde ve sınırlı miktarda alım yaparlar. Yani genel kaide üzümün tüccar tarafından satın alınmasıdır. Tüccar bu üzümleri aldıktan sonra çoğunlukla yurtdışına ihraç eder. Piyasada tüccar diye tabir edilen 8-9 tane şirket bulunmaktadır.
Yüksek enflasyon, artan maliyetler ve sabit kur politikası gibi sebeplerden dolayı çiftçiler zaten uzun yıllardır zorluklar yaşamaktaydı. Ekonomik şartlar her sene daha da zorlaşsa da umut ve beklentiler ile üzüm üretimi yapılmaya devam etti.
Ancak 2026 yılı itibariyle Manisa’daki üzüm üreticilerinin beli kırıldı. Burada yaşanan şey, her sene etkili olan ekonomik zorluklarının şiddetini arttırması değil; üreticinin son umutlarını kıran bir felaketin meydana gelmesidir.
Manisa'da kuru üzüm üreticisi, uzun yıllar boyunca üzümün tonunu 2.000/2.400 dolar bandının altına satmamıştır. 2025 yılında üretim düşüklüğü nedeniyle fiyat ton başına 3.000 dolara kadar çıkmıştır. Ancak 2026 yılında fiyatlar 1.250-1.400 dolar/ton seviyesine inmiştir. Bir başka anlatımla geçen sene 110/120 TL/kg olarak satılan üzümün fiyatı bu sene piyasada 50/60- TL/kg seviyelerine kadar inmiştir.
Yani 2025 yılından 2026 yılına gelene kadar maliyetlerin fahiş oranlarda artmasına rağmen üzüm fiyatları önceki seneye göre büyük bir düşüş yaşamıştır. Bu hesaba göre çiftçi mutlak surette zarar etmiştir. Üstelik bu zarar, üretim maliyetlerini hemen hemen hiç karşılayamadığı içim çiftçiler tam bir yıkım ile karşı karşıya kalmışlardır.
Hatta bazı çiftçiler “Bu topraklarda 500 yıldır kuru üzüm üretiliyorsa, 500 yıldır bu fiyat görülmedi.” diyerek durumu tarif etmektedirler.
Sektör tarihinde ilk defa kuru üzüm alımında “fire kesintisi” uygulanmıştır. Alıcı, boyutları nispeten küçük kalmış üzüm tanelerine para ödemeyi reddetmiştir. Üstelik alıcılar, bu küçük üzümleri fiili olarak teslim almalarına rağmen bu durumu gerekçe göstererek ödemede %2 ile %20 arasında kesinti yapmıştır. Pratik sonuç olarak ise %15 fire uygulanan 63 TL'lik bir parti fiilen 53 TL'ye inmiştir. Bu uygulamaya TMO dâhil bütün alıcılar başvurmuştur.
2026 yılının yaz aylarında yeterli sıcaklık ve güneşlenme olmamıştır. Ayrıca geceler serin geçmiş; böylece üzümler yeterli seviyede olgunlaşamamıştır. Üstelik salkım ve tane sayısı fazla olduğu için üzümler toprak tarafından yeteri kadar beslenememiştir. Üreticiler, kurutma sürecini etkileyecek olan yağmur riskinden çekindikleri için hasada erken başlamış; bu da kilo çekmeyen, boyutu düşük ürünle sonuçlanmıştır.
İşçilik: Sezon budama ile başlamaktadır; budama ve tel sarımından hasada kadar her aşama işçiliğe bağlıdır. Tarımda genç nüfus kalmamış olup sanayiden tarıma beklenen geçiş de gerçekleşmemiştir. Sonuçta günlük yevmiye 2.000 TL bandına çıkmıştır.
Gübre: Azotlu gübre (amonyum nitrat) petrol türevi olduğu için fiyatı doğrudan enerji fiyatlarına bağlıdır. İran, Türkiye’nin en önemli gübre ham maddesi tedarikçilerinden birisi olmasına rağmen İran-ABD-İsrail savaşı gübre tedarikini zorlaştırmış ve bu sebeple fiyatlar yükselmiştir.
Akaryakıt: Traktör ve motorlara bağlı olan üzümcülük, çok yüksek mazot fiyatlarından mustariptir.
Sair Giderler: Tarım sigortası, ilaçlama, sulama ve benzeri pek çok kalemde fahiş artışlar söz konusudur.
Yukarıda ifade edilen maliyet kalemleri, 2025 yılından bu yana çok ciddi oranda artmıştır.
2026 yılında üzüm alış fiyatı tüccarlar tarafından aşağı yukarı aynı anda belirlenmiştir. Daha kritik olan şudur: Sektör tarihinde hiç uygulanmamış olan fire kesintisi, bütün alıcılarda aynı gün, aynı usulde devreye girmiştir.
Alıcılar tarafından üzüm alımı süreci zorlaştırılmıştır. Alıcılar ambalaj (box) yokluğu, hafta sonu kapalı olma gibi gerekçelerle alım şartlarını zorlaştırmış; bu şartlar altında üzümü depolayacak yer bulamayan ve bir an önce üzümü elinden çıkarmak isteyen çiftçiler düşük tutarlardan üzümlerini satmak zorunda kalmışlardır.
Özbekistan ve Çin son yıllarda bağcılıkta ciddi kapasite kazanmış ve Türkiye'nin altında fiyatla satmaya başlamıştır.
Ayrıca Türkiye Cumhuriyeti’nde kuru üzüm ithalatı yasak olmasına rağmen, İran ve Özbek üzümü pestil, hayvan yemi, reçellik ürün adı altında iç piyasaya girmektedir. Alkol sanayisi kanalıyla 40.000 tonluk bir ithalat hacminden söz edilmektedir.
Ayrıca doların baskılanması sebebiyle tüccarlar tarafından yurtdışına yapılacak ihracat zora sokulmaktadır. Aşırı değerli Türk Lirası sebebiyle dolar basında çok pahalı hale gelen üzüm, Avrupa Birliği üyeleri tarafından Türkiye’den değil alternatif ülkelerden satın alınmaktadır.
İç tüketimin yokluğu da bir başka etmendir. ABD'de 300.000 ton üretime karşılık 160.000 ton iç tüketim varken, Türkiye'de kuru üzüm neredeyse tamamen ihracata gitmektedir. Damak alışkanlığı oluşmamış, üzüm bazlı sanayi ürünü geliştirilmemiştir. Buna karşılık hazır gıda sanayisi, sağlık açısından tartışmalı olan mısır şurubunu yoğun biçimde kullanmaktadır.
Piyasa yapıcı ve dengeleyici kamu/yarı kamu kurumları ile meslek kuruluşlarının sürece zamanında ve etkin biçimde müdahale edememesi, 2026 yılı felaketinin derinleşmesinde belirleyici bir diğer temel etken olmuştur.
Toprak Mahsulleri Ofisi (“TMO”)
TMO’nun piyasaya geç girmesi üretici aleyhine ciddi bir boşluk doğurmuştur. Kurum alımlara ancak 15 Eylül tarihi itibarıyla başlamış; sezonun en kritik haftalarında üreticiler tüccarla baş başa bırakılmıştır.
Alım sürecine doğrudan kota uygulanmış; çiftçiden yapılacak alım miktarı, üreticiye sağlanan destek tutarı ile sınırlandırılmıştır. Bunun yanı sıra çürük ve sap oranı gibi kriterler ağırlaştırılarak alım fiilen zorlaştırılmış, tüccarın devreye soktuğu fire testi uygulamasına TMO nezdinde de başvurulmuştur.
Öte yandan, deposu ve uzun vadeli dayanma gücü bulunmayan üreticilere Ekim ve Kasım aylarına randevu verilmesi, fiili olarak “alım yapılmaması” anlamına gelmiştir.
En kritik yapısal sorun ise TMO’nun satın aldığı ürünü işleyecek bir sanayi tesisine veya nihai tüketici pazarına sahip olmamasıdır. Kurum, her yıl piyasadan topladığı ürünü birkaç ay sonra ödeme kolaylıkları sağlayarak ihracatçıya geri satmaktadır. Bu durum, piyasa aktörlerinde “Nasılsa bu üzüm kuruma ucuza geri dönecek.” beklentisi doğurmaktadır. Netice itibarıyla kamu müdahalesi fiyatı tabanda desteklemek yerine bir tavan fiyat işlevi görmüş; TMO’ya yönelerek alıcılarla ilişkisini kesen üreticiler ise piyasa nezdinde fiilen cezalandırılmıştır.
TARİŞ
Üreticinin öz örgütü niteliğindeki TARİŞ, 10 Eylül tarihine kadar kapılarını kendi kooperatif ortaklarına dahi açmamıştır.
Kurum kapılarını açtığında ise alımları üreticinin mevcut borcu nispetinde sınırlandırmıştır. Örneğin taahhüdü 20 ton olan üreticiye yalnızca 10 ton randevu verilmiş; 300.000 TL tutarında destek kullanan üreticiden 301.000 TL değerinde ürün alınmamıştır. Bu durum sahadaki üreticiler tarafından “TARİŞ çiftçiyi değil, kendi alacağını kurtarmaktadır.” şeklinde özetlenmektedir.
Kooperatifin asli kuruluş gayesi piyasadan girdi (mazot, gübre) satmakla sınırlı olmayıp, üreticiyi serbest piyasa koşulları karşısında korumaktır. Ne var ki gelinen noktada bu temel işlev fiilen terk edilmiştir
Ziraat Odaları
Ziraat odaları erken hasat konusunda çeşitli uyarılarda bulunmuş, tavsiye niteliğinde yevmiye fiyatları açıklamış ve TMO’nun devreye girmesi yönünde girişimler yürütmüştür. Ancak bu kararların ve girişimlerin hiçbiri sahada karşılık bulamamış ve hayata geçirilememiştir.
Zararın orta ölçekli işletmelerde 2,5-3 milyon TL’ye, büyük üreticilerde ise 7-8 milyon TL bandına ulaştığı görülmektedir. Yaşanan kriz dönemsel bir zarar olmanın ötesine geçmiş; üreticinin yıllara dayanan birikimini tek sezonda silerek işletmelerin öz kaynaklarını dirilemeyecek biçimde tüketmiştir.
Bu ekonomik çöküş derin sosyal kırılmaları da beraberinde getirmiştir. Üreticiler bağlarını sökmeyi ve arazilerini satmayı değerlendirirken, girdi bayilerine olan borçlar ödenemez hâle gelmiş; ortakçıların "Gelecek sezon yokuz." restiyle geleneksel üretim modeli çözülme noktasına sürüklenmiştir.
Söz konusu yıkıma karşı üreticinin elindeki kurumsal araçlar bütünüyle işlevsiz kalmıştır. Mevcut tarım sigortası (TARSİM) yalnızca dolu ve don gibi fiziki hasarları karşılamakta, piyasa kaynaklı fiyat çöküşlerini ve gelir kayıplarını tamamen teminat dışı bırakmaktadır. Artan prim maliyetlerine rağmen çiftçi, piyasa riskleri karşısında bütünüyle savunmasızdır.
Huzurdaki raporun amacı, durum tespiti yapmak ve kamuoyunu konuya ilişkin derli toplu bir şekilde bilgilendirmektir.
Bu sebeple detaylı ve kapsamlı çözüm önerileri bu açıklama kapsamında ifade edilmemiştir. Nitekim bu denli girift sorunları içeren konuya yönelik detaylı çalışmaların yapılması; orta ve uzun vadeye sirayet edecek çözümlere sabırla başlanması gerekmektedir.
Ancak her halükarda iç piyasada üzüm tüketimi alışkanlığını artırmak, piyasada rekabeti bozucu eylemleri denetlemek, çiftçiyi vaktinde ve önceden bilinçlendirmek, sigorta kapsamına fiyat bozulmalarını da riziko olarak eklemek, TMO ve TARİŞ gibi aktörlerin zamanında piyasaya müdahale etmelerini sağlamak, çiftçinin kamu ve banka borçlarını yapılandırmak hususları muhakkak dikkate alınmalıdır.
Selam ve hürmetlerimizle,
MKD Manisa İl Temsilciliği
Yazar: MKD Manisa İl Temsilciliği
19 Eylül 2026
Milliyetçi Kongre Derneği
Türk Milleti'nin adı sanı yok olmasın diye kurulmuştur.
BAĞLANTILAR
Duyurular
Haberler
Temsilcilikler
Komisyonlar
Üyelik
İletişim
S.S.S.
Gizlilik ve Kişisel Verilerin Korunması
Tüzük